Kırgızistan’ın ve genel olarak Türkistan’ın 20. yüzyılın başlarındaki çalkantılı siyasi tarihinde, ulusal kimliğin inşası ve devletleşme yolunda canını ortaya koymuş aydınlar arasında Abdıkerim Sıdıkov (Abdykerim Sydykov), çok ayrıcalıklı ve trajik bir yere sahiptir. Çarlık Rusyası’nın sömürge politikalarına, 1916 Urkun felaketine ve ardından Sovyet rejiminin erken dönemdeki totaliter baskılarına karşı Kırgız halkının haklarını savunan Sıdıkov; cesur bir siyasetçi, parlak bir tarihçi ve öncü bir entelektüeldir. O, Kırgız devletçiliğinin temellerini atan, halkının özgürlük ve kendi kaderini tayin etme hakkı uğruna hayatını feda eden unutulmaz bir liderdir.
Erken Yaşamı, Eğitimi ve Aydınlanma Yılları
Abdıkerim Sıdıkov, 1889 yılında günümüzdeki Kırgızistan sınırları içinde yer alan Koçkor vadisinde, köklü ve saygın bir ailede dünyaya geldi. Babası Sıdık, bölgenin tanınan ve sözü geçen manaplarından (kabile önderlerinden) biriydi. Bu soy bağı sayesinde geleneksel Kırgız kültürüyle iç içe büyüyen Abdıkerim, aynı zamanda dönemin aydınlanma rüzgarlarından erken yaşta haberdar olma imkanı buldu. Geleneksel dini eğitimin yanı sıra dönemin şartlarında modern bilime ve dillere olan yatkınlığı sayesinde kısa sürede dikkat çekti.
İlk ve orta eğitimini yerel mekteplerde tamamladıktan sonra, Orta Asya’daki Türkistanlı aydınların buluşma noktası olan Verniy (Almatı) Gimnazyumu‘nda eğitim aldı. Burada sadece Rusça ve Batı kültürünü değil, aynı zamanda Çarlık Rusyası’nın bölge üzerindeki sömürgeci idari yapısını yakından gözlemleme fırsatı buldu. Genç yaşlarından itibaren halkının ezilmişliğine ve cahil bırakılmasına karşı duyarlı bir bilince sahip olan Sıdıkov, eğitimini tamamladıktan sonra Kırgız bozkırlarında maarifçilik (eğitim ve aydınlanma) faaliyetlerine girişti; gençlerin okuması ve ulusal bilincin uyanması için yoğun bir çaba sarf etti.
1916 Urkun Felaketi ve Siyasi Sahneye Çıkış
20. yüzyılın başları, Kırgızistan coğrafyası için benzeri görülmemiş trajedilere sahne oldu. Çarlık Rusyası’nın bölgedeki toprak gaspı politikaları ve 1916 yılında Kırgızları ile Kazakları cephe gerisi hizmetlerinde zorunlu işçi olarak çalıştırma kararı, büyük bir patlamaya yol açtı. “Urkun” olarak bilinen bu büyük isyan ve sonrasındaki katliam ile sürgün süreci, Kırgız nüfusunun üçte birine yakın kısmının yok olmasına veya Çin’e göç etmesine neden oldu. Bu felaket sırasında genç bir entelektüel olan Abdıkerim Sıdıkov, halkının acılarını dindirmek, mültecilere yardım etmek ve hayatta kalanların haklarını savunmak için en ön saflarda yer aldı.
1917 yılında Çarlık rejiminin yıkılması ve Bolşevik İhtilali’nin gerçekleşmesiyle birlikte Orta Asya’da yeni bir siyasi dönem başladı. Sıdıkov, bu kaotik ortamda Kırgız halkının siyasi bir statü kazanması ve kendi kendini yönetebilmesi gerektiğinin farkına varan ilk aydınlardan biri oldu. Çeşitli yerel konsey ve komitelerde görev alarak Kırgızların haklarını savunurken, bir yandan da Türkistan’daki diğer jadidçi (yenilikçi) ve millî aydınlarla sıkı bir iş birliği ağı kurdu.
Kırgız Devletçiliğinin Temelleri: Özerklik Mücadelesi
Abdıkerim Sıdıkov’un siyasi hayatındaki en büyük dönüm noktası, Sovyetler Birliği’nin kuruluş evresinde Kırgız halkı için idari ve siyasi bir özerklik elde etme mücadelesidir. 1920’li yılların başlarında, Moskova yönetiminin ve Türkistan Komünist Partisi içindeki merkeziyetçi kadroların Orta Asya’daki ulusal sınırları yeniden çizerken Kırgızları göz ardı etme eğilimlerine karşı sert bir muhalefet yürüttü.
Sıdıkov ve onun gibi düşünen milli aydınlar, Kırgızların göçebe ve yarı göçebe geleneklerini koruyarak kendi topraklarında özgürce yaşayabileceği idari bir birimin kurulması için ısrarcı oldular. Bu kararlı ve cesur diplomatik çabalar neticesinde, 14 Ekim 1924 tarihinde Rusya SFSC bünyesinde Kara-Kırgız Özerk Oblastı‘nın kurulması resmi olarak sağlandı (bu yapı daha sonra Kırgızistan Özerk SSC ve nihayetinde Kırgız SSC adını alacaktı). Sıdıkov, bu idari yapının kurulmasında hem hukuki hem de coğrafi sınırların belirlenmesinde başrol oynayan mimarlardan biriydi.
Tasfiyeler, Sürgün ve Stalinist Baskılar
Ancak Kırgız ulusal kimliğini ve özerkliğini savunan aydınların bu başarısı, Moskova’daki merkeziyetçi yönetim ve yerel Sovyet bürokrasisindeki Stalinist kadrolar tarafından büyük bir tehdit olarak algılandı. 1920’lerin sonlarına doğru Sovyetler Birliği genelinde “milliyetçilik”, “pan-türkizm” ve “halk düşmanlığı” suçlamalarıyla başlatılan tasfiye dalgası Kırgızistan’a da sıçradı. Abdıkerim Sıdıkov, halkının haklarını savunmaktan ve merkezi politikalara karşı eleştirel duruşundan taviz vermediği için hedef tahtasına oturtuldu.
Sıdıkov, görevlerinden azledildi, partiden ihraç edildi ve uzun süren soruşturmalar ile baskılara maruz kaldı. Kırgız halkının tarihini, kültürünü ve haklı davasını savunan tezleri, Sovyet ideologları tarafından “burjuva milliyetçiliği” olarak yaftalandı. Birkaç kez tutuklanıp serbest bırakıldıktan sonra, baskıların ve tehlikenin artması üzerine bir süre Moskova ve çevresinde göz hapsinde veya sürgünde yaşamak zorunda kaldı; ancak her koşulda kalemiyle halkının tarihini ve haklı davasını yazmaya devam etti.
Trajik Son ve İtibarın İadesi
1930’lu yılların ortalarında, Stalin rejiminin en üst noktaya ulaşan Büyük Temizlik (Büyük Kıyım) yıllarında, Sovyet gizli servisi NKVD tarafından kurulan düzmece mahkemeler ve tasfiye listeleri sonucunda Abdıkerim Sıdıkov tutuklandı. Uzun süren işkenceler ve sorguların ardından, “Sovyet devletine karşı karşı-devrimci örgüt kurmak ve milliyetçilik yapmak” suçlamasıyla idama mahkum edildi ve 1938 yılında katledildi. Onunla birlikte Kırgızistan’ın uyanışına öncülük eden pek çok aydın, yazar ve devlet adamı aynı karanlık akıbeti paylaştı; naaşları Bişkek yakınlarındaki gizli toplu mezar alanlarına (bugünkü Ata-Beyit kompleksi) gömüldü.
Onlarca yıl boyunca adı Sovyet ders kitaplarından silinmeye çalışılsa ve üstü “hain” damgasıyla örtülmek istense de, 1980’lerin sonundaki Glasnost dönemiyle birlikte geride kalan arşiv belgeleri açıldı. Kırgız halkı, kendi devletinin temellerini atan bu büyük evladının hatırasına sahip çıktı. 1990’lı yıllarda itibarı resmen iade edilen Abdıkerim Sıdıkov, bugün bağımsız Kırgızistan Cumhuriyeti’nin kurucu atalarından biri olarak anılmakta; anıtları, cadde isimleri ve eserleriyle gelecek nesillere ilham vermeye devam etmektedir.



