Cengiz Aytmatov

Kırgız edebiyatçı, diplomat ve siyasetçi ve Türk dünyasının ünlü yazarlarındandır.

Cengiz Aytmatov, yalnızca Kırgız edebiyatının değil, aynı zamanda 20. yüzyıl dünya edebiyatının en derin, en sarsıcı ve en evrensel seslerinden biridir. Eserlerinde Tanrı Dağları’nın sarp yamaçlarını, bozkırın rüzgârını ve göçebe kültürünün köklü mitlerini, insan ruhunun en hassas çelişkileriyle harmanlayan Aytmatov; yerel olandan hareketle evrensele ulaşmayı başarmış dev bir kalemdir. Hayatı, hem Sovyetler Birliği’nin çalkantılı siyasi ve toplumsal dönemlerinin bir özeti hem de halkının hafızasını geleceğe taşıyan destansı bir direniş öyküsüdür.

Çocukluk Yılları

Torekul Aytmatov, oğlu Cengiz ile birlikte. Fotoğraf 1930.

Cengiz Aytmatov, 12 Aralık 1928 tarihinde Sovyetler Birliği’ne bağlı Kırgızistan’ın Talas vadisindeki küçük bir dağ köyü olan Şeker’de dünyaya geldi. Babası Törükul Aytmatov, ülkenin aydın ve ilerici ilk devlet adamlarından biriydi; annesi Nina İgoryevna ise Tatar kökenli bir öğretmen ve tiyatro sanatçısıydı. Şeker köyü ve bu coğrafyanın sert ama büyüleyici doğası, Aytmatov’un çocukluk dünyasını ve ileride kaleme alacağı eserlerin temel coğrafyasını şekillendirdi. Manas Destanı’nın ezberlendiği, masalların ve efsanelerin akşam sohbetlerinde nesilden nesile aktarıldığı bu geleneksel atmosfer, onun hayal gücünün ilk tohumlarını attı.

Ancak bu huzurlu çocukluk dönemi, Stalin dönemi siyasi baskılarının ve “büyük kıyım” yıllarının gölgesinde çok geçmeden ağır bir darbe aldı. Babası Törükul Aytmatov, 1937 yılında “milliyetçilik” ve “halk düşmanlığı” suçlamalarıyla tutuklandı ve bir süre sonra idam edildi. Bu trajik olay, henüz dokuz yaşında olan küçük Cengiz’in ve ailesinin hayatını altüst etti. Aile, halk düşmanının yakınları damgası yiyerek büyük bir dışlanma ve yoksullukla baş başa kaldı; bu acı tecrübe, Aytmatov’un eserlerindeki adalet arayışı, vicdan muhasebesi ve trajik insan kaderi temalarının derinleşmesinde belirleyici bir rol oynamıştır.

Gençlik Yılları ve Eğitim Süreci

Aytmatov, Kırgızistan Hayvancılık Araştırma Enstitüsü’nün deneysel laboratuvarında. Fotoğraf: 1955

1941 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, Aytmatov’un çocukluğunu tamamen sona erdirdi. Sovyetler Birliği’nin cepheye asker sevkiyatı ve arka plandaki devasa insan gücü açığı nedeniyle, henüz genç bir çocuk olan Cengiz Aytmatov Şeker köyünde köy meclisi sekreteri ve vergi memuru olarak ağır sorumluluklar üstlendi. Savaş yıllarının getirdiği kıtlık, yoksulluk, yoksunluk ve köylülerin çektiği acılar, onun gözlem yeteneğini ve insan psikolojisine olan duyarlılığını en üst seviyeye çıkardı. Savaşın yıkıcı etkileri, ilerleyen yıllarda Yüz Günü ve Cemile gibi erken dönem eserlerinde en çıplak haliyle boy gösterdi.

Savaşın ardından eğitimine olan tutkusunu kaybetmeyen Aytmatov, önce Kazakistan’ın Cambul şehrindeki Veterinerlik Enstitüsü’nde eğitim aldı, ardından Frunze’deki (Bişkek) Kırgız Tarım Enstitüsü’nden veteriner olarak mezur oldu. Bir süre mesleğini icra etse de edebiyata olan tutkusu ağır basarak Moskova’daki Gorki Edebiyat Enstitüsü’nde eğitim görmek üzere Moskova’ya gitti. Buradaki yılları, hem Rus ve dünya edebiyatının klasiklerini derinlemesine incelemesini hem de edebi vizyonunu uluslararası bir boyuta taşımasını sağladı.

Edebi Yükseliş

Kırgızistan Görüntü Yönetmenleri Birliği Toplantısı: Suimonkul Çokmorov, Cengiz Aytmatov, Tolomuş Okeyev, Bolot Şamşiev ve diğer ünlü isimler. Fotoğraf: 1964.

Cengiz Aytmatov’un edebiyat dünyasında uluslararası yankı uyandıran ilk büyük çıkışı, 1958 yılında yayımlanan Cemile (Cemilya) novellası oldu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Kırgızistan’ın ücra bir köyünde geçen eser; geleneksel toplum kuralları, aşk, özgürlük ve bireysel irade çatışmasını ustalıkla işliyordu. Ünlü Fransız şair Louis Aragon’un eseri “dünyanın en güzel aşk hikayesi” olarak nitelendirip Fransızcaya çevirmesi, Aytmatov’un adını sadece Sovyetler Birliği’ne değil, tüm dünyaya duyurdu. Bu eser, onun hem taşralılığın evrenselliğini yakalama dehasını hem de kadın hakları ve bireysel özgürlük konularındaki cesur duruşunu kanıtladı.

Cemile‘nin ardından kaleme aldığı Dağlar ve Steplerden Hikâyeler derlemesi ile 1963 yılında Lenin Ödülü‘ne layık görüldü. Bu dönemde yayımlanan Selvi Boylum Al Yazmalım (Ilkyaz veya Çervona Yazmalım adıyla bilinen ve Asya Gözlüm olarak da anılan hikayesi), Toprak Ana, Dut Mektubu ve Kızıl Elma gibi eserleriyle Kırgız bozkırının insanını, onların toprakla olan mücadelesini, aşklarını ve acılarını lirik bir dille anlatmaya devam etti. Aytmatov, eserlerinde doğa ile insanı birbirinden ayrı düşünülemez bir bütün olarak ele alıyor; bozkırın sessizliğini adeta bir karakter gibi metinlerine işliyordu.

Olgunluk Dönemi

Moskova. Cengiz Aytmatov, Kerez ve oğulları Askar.

1970’li ve 1980’li yıllardan itibaren Aytmatov, dar anlamda köy hikayelerinden sıyrılarak evrensel felsefi meseleleri, ekolojik yıkımları, totaliter rejimlerin birey üzerindeki baskılarını ve ahlaki çöküntüleri irdeleyen dev romanlara imza attı. Bu dönemin en büyük başyapıtı 1980 yılında yayımlanan ve Türkçeye Gün Olur Asra Bedel (orijinal adıyla İ dolşe veka dlitse den) olarak çevrilen romandır. Eser, hem Manas Destanı’ndan beslenen mitolojik “mankurtlaşma” (hafızasını, kimliğini yitirme) kavramını literatüre kazandırdı hem de uzay çağında yaşayan insanın gelenekleriyle olan bağını sorguladı.

1986 yılında yayımlanan Dişi Kurdun Rüyaları (Plaha) romanı ise dönemin Sovyet gerçekliğini ve toplumsal çürümesini (uyuşturucu çeteleri, doğanın katledilmesi, dini inançlar ve insan vicdanı) kurt simgesi üzerinden son derece sarsıcı ve eleştirel bir dille ele aldı. Aytmatov, bu eserlerinde sadece bir yazar değil, aynı zamanda çağının vicdanı olan bir entelektüel tavır sergiledi. Eserlerinde mitoloji ile modernizmi harmanlama biçimi, onu “büyülü gerçekçilik” akımının Doğu’daki en önemli öncülerinden biri haline getirdi.

Diplomatik ve Politik Yaşamı

Cengiz Aytmatov, Hans van den Broek ve Askar Akayev, 1994

Cengiz Aytmatov, yazarlığının yanı sıra aktif bir aydın ve devlet adamı olarak da Sovyet ve dünya siyasetinde önemli roller üstlendi. Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti’nde milletvekilliği yaptı; Mihail Gorbaçov’un yakın çevresindeki danışmanlar arasında yer alarak Glasnost ve Yenistroyka süreçlerinin entelektüel altyapısına katkı sundu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ise bağımsız Kırgızistan Cumhuriyeti’nin diplomatik misyonlarında aktif görevler aldı.

Aytmatov, uzun yıllar boyunca Kırgızistan’ın Brüksel Büyükelçisi olarak görev yaparak ülkesini Avrupa Birliği, NATO, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda nezdinde temsil etti. Aynı zamanda UNESCO’daki Kırgız temsilciliklerinde ve dünya çapındaki barış hareketlerinde (Issık Göl Forumu gibi entelektüel platformlarda) aktif roller üstlenerek kültürler arası diyalog, çevre bilinci ve insan hakları savunuculuğu konularında küresel çapta konferanslar verdi ve öncülük yaptı.

Vefatı ve Mirası: Ölümsüzleşen Bir Çınar

2007 yılında kazandığı Altın Yürek Edebiyat Ödülü’nü alırken Aytmatov

Cengiz Aytmatov, 10 Haziran 2008 tarihinde böbrek yetmezliği teşvikiyle tedavi gördüğü Almanya’nın Nürnberg şehrindeki bir hastanede hayata gözlerini yumdu. Naaşı, memleketi Kırgızistan’a getirilerek başkent Bişkek yakınlarındaki Ata-Beyit Ulusal Tarih ve Anıt Kompleksi’nde, babasının da mezarının bulunduğu topraklarda devlet töreniyle defnedildi. Onun vefatı, yalnızca Kırgızistan’da değil, tüm Türk dünyasında ve edebiyat severlerin kalbinde derin bir yas yarattı.

Cengiz Aytmatov; bıraktığı zengin edebi miras, insan sevgisi, doğaya olan saygısı ve ahlaki pusula niteliğindeki romanlarıyla bugün de dünya edebiyatının zirvesindeki yerini korumaktadır. Onun kitapları onlarca farklı dile çevrilmiş, tiyatroya ve sinemaya uyarlanmıştır. Aytmatov, bozkırın rüzgârını ve insanlığın ortak vicdanını kaleme alarak, adını tarihe altın harflerle yazdırmış ölümsüz bir kültür elçisidir.

Eserleri

Cengiz Aytmatov, “Dişi Kurdun Rüyaları” ve “Elveda Gülsarı” romanlarında insanların yanı sıra hayvanların da psikolojisini anlatmış, romanlarında insani özellikler atfettiği kurt ve at gibi hayvanlara yer vererek bu konuda başarılı olmuş dünyadaki sayılı yazarlardan biri olarak tanınıyor.

Son romanı “Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı”yı vefatından bir yıl önce okuyucuyla buluşturan Aytmatov’un “Zorlu Geçit”, “Cemile”, “İlk Öğretmenim”, “Elveda Gülsarı”, “Toprak Ana”, “Dağlar ve Steplerden Masallar”, “Kızıl Elma”, “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Fuji-Yama”, “Beyaz Gemi”, “Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek”, “Gün Olur Asra Bedel”, “Dişi Kurdun Rüyaları”, “Cengiz Han’a Küsen Bulut” ve “Kassandra Damgası” adlı kitapları yayımlandı.

Sosyal Ağlarda Paylaş

İçindekiler