Kazakistan Tarihi

Tarih Öncesi

Bölgedeki insan faaliyetleri, bir milyon ila 800.000 yıl önce Hazar bölgesinde, Karatau Dağlarında ve Balkaş bölgesinde başlamıştır. Modern Homosapiens ise 40.000 ila 12.000 yıl önce güney, orta ve doğu Kazakistan’da ortaya çıkmıştır. Son buzul döneminin (12.500 ila 5.000 yıl önce) sona ermesinden sonra, insan yerleşimi ülke geneline yayıldı. Mamut ve yünlü gergedanların neslinin tükenmesine yol açtı. Avcı-toplayıcı komünler yayları ve tekneleri icat ettiler. Avlanmak içinse evcilleştirilmiş kurtlar ve tuzaklar kullandılar.

Altın renkli tören kıyafetleri içinde “Issık Altın Adamı”

Atbasar, Kelteminar, Botai ve Ust-Narym kültürlerine yol açan Neolitik Devrim hayvancılık ve tarımın ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Botai kültürü (MÖ 3600-3100), atların ilk evcilleştirilmesiyle bilinmekteydi. Bu dönemde seramik ve cilalı taş aletler de ortaya çıkmıştır. Dördüncü ve üçüncü bin yıl metal üretiminin başlangıcına, bakır aletlerin imalatına ve döküm kalıplarının kullanımına tanık olmuştur. MÖ 2. binyılda, Kazakistan’ın merkezinde cevher madenciliği gelişmiştir.

İklim değişikliği, bozkır kuşağının içine ve dışına doğru nüfusların büyük ölçüde yer değiştirmesine neden olmuştur. MÖ 2. binyılın sonundan MÖ 1. binyılın başına kadar süren kurak dönem, kurak kuşakların ve nehir-vadi vaha alanlarının azalmasına neden olmuştur. Bu alanların nüfusu ise kuzeye, orman bozkırlarına taşınmıştır.

MÖ birinci binyılın başında kurak dönemin sona ermesiyle göçebe nüfus batıdan ve doğudan Kazakistan’a göç ederek terk edilmiş bölgeleri yeniden doldurmuştur. Bu göçebelerin çoğunu Saka olarak bilinen insanlar oluşturmuştur.

MS dördüncü yüzyılda Hunlar, 26 bağımsız bölgeyi içine almış ve bir dizi bozkır, orman halkını tek bir devlette birleştirerek Kazakistan’ı kontrol altına almıştır. Hunlar daha sonra batıya göç etmişlerdir. Gelecekte bu alan Göktürk Kağanlığı ve varis devletleri tarafından kontrol etmiştir.

Türklerin Kazakistan Hakimiyeti

Bugünkü Kazakistan sınırları içinde kalan topraklar tarih boyunca çeşitli kabile ve kavimlerin geçit yerini teşkil eder. Bu coğrafî sahanın Kazak denilen bir Türk kavminin adıyla anılmaya başlanması Selçuklu hâkimiyeti sonrasındaki gelişmelerle yakından ilgilidir. XI. yüzyıldan itibaren Türkler’in önemli bir kısmının Selçuklular önderliğinde batıya doğru yayılmasından sonra Orta Asya’da kalanlar istiklâllerini uzun süre devam ettirememişlerse de bunu takip eden ve yaklaşık bir buçuk asır süren Moğol hâkimiyeti devrinde kültürlerini ve varlıklarını koruyabilmişlerdi. Ardından Timur’un kurduğu devletin etrafında birleşmişler, ancak onun ölümü üzerine meydana gelen siyasî istikrarsızlık sebebiyle dağılmışlardı. Bunlardan bir kısmı Timur’un oğullarının yanında toplanırken bir kısmı da Fergana vadisiyle kuzeyinde başı boş bir hayat sürmeye başladı. Bu ikinci Türk grubu Ebülhayr (1428-1468) tarafından teşkilâtlandırılarak bir araya getirildi ve yeni bir Türk devleti kuruldu. Ancak bağımsız bir devletin kurulmasını kabul etmeyen Moğollar’ın bu yeni devlete karşı başlattıkları saldırılar önlenemeyince halkını koruyamayan hükümdarı hükümdar kabul etmediğini bildiren bir kısım halk ayrılıp kuzeye doğru çekildi. Kazak adıyla anılmaya başlayan bu grup, Kazakistan ismi verilen İdil-Altaylar arasındaki bölgede hür olarak uzun zaman varlığını devam ettirdi. Daha önce burada yaşamış Türk, Sibir ve Moğol asıllı kavimlerin kalıntılarıyla zaman içinde karıştı. Böylece bugünkü Kazak halkı ortaya çıktı. Kazakistan’da yapılan kazılarda bu fikri destekleyici nitelikte daha önce yaşamış olan İskitler, Hunlar ve diğer Türk kavimlerine ait kültür kalıntıları elde edilmiştir.

18 Haziran 1391’de Tokhtamysh (solda) ve Timur (sağda) arasındaki savaş . Zafarnama (“Zaferler Kitabı”)

Kazaklar’ın geniş bozkırlarda başlattığı yeni hayat çok geçmeden merkezî bir yönetim ihtiyacını ortaya çıkardı. Nitekim önceleri “ulu cüz, orta cüz” ve “küçük cüz” adları altında “cüz” veya “orda” denilen üç merkezli idare sistemini deneyen Kazaklar daha sonra tek otorite etrafında toplanmak zaruretini hissettiler. Bu arada bazı küçük Moğol kabilelerinin kendilerine katılmasıyla sayıları 1 milyonu aştı. Burunduk Han (1480-1511) önderliğinde ilk merkezî idare kurma teşebbüsleri başarılı olmadıysa da Kasım (Kâzım ?) Han zamanında (1503-1523) birliği sağladılar. Kasım Han’ın yerine geçen oğlu Tâhir Han döneminde (1523-1533) merkezî idare bozularak halk cüz veya ordaların etrafında toplandı. Böylece ülke ve halk yeniden üç gruba ayrıldı. Bir müddet sonra Kasım Han’ın küçük oğlu Hak Nazar (1538-1581), Kazaklar’ı tekrar bir araya toplamayı ve merkezî otorite altına almayı başardı. Hak Nazar güneye, Türkistan bölgesine yönelerek Taşkent’i işgal edip Özbekler’e karşı üstünlük sağladı. Ondan sonra başa geçen Tevekkel Han zamanında da (1583-1598) bu siyaset devam ettirildi. Tevekkel Han Taşkent, Yesi ve Semerkant’ı ele geçirerek Kazakistan’ın sınırlarını Mâverâünnehir topraklarına kadar genişletti. Fakat 1598’deki son seferinde Buhara’da birliği yeniden sağlayan II. Abdullah Han (1557-1599) tarafından mağlûp edildi.

Tevekkel Han güneyde Buhara ile savaşırken yeğeni Oras Muhammed Han, Ruslar’a karşı Batı Sibirya’da yaptığı mücadeleyi kaybetti ve esir düştü. Ruslar, Oras Muhammed’in serbest bırakmasına karşılık Tevekkel Han’ı Sibirya müslümanlarının istiklâlini savunan Küçüm Han’a karşı savaşa zorladılar. Bu savaşta hem Tevekkel Han hem de Küçüm Han büyük zayiat verdi. Tevekkel Han’ın ardından Kazaklar’ın hükümdarı olan İşim Han ile (1598-1628) Tavke Han (1680-1718) zamanında Kazaklar büyük tehditlerle karşı karşıya kaldılar. Bir yandan Moğol asıllı Oyratlar, Kalmuklar ve Jungarlar ile, öte yandan Ruslar’la çetin mücadelelere girdiler. “Jeti jargı” (yedi yargı – yedi prensip) denilen Türk töresini yazılı hale getiren Tavke Han birleşik Kazak halkının son hükümdarı oldu.

Moğol kabileleri arasında devam eden mücadelenin sona ermesi üzerine Altan Han idaresindeki Oyratlar, XVI. yüzyılın ikinci yarısında 40.000 ailelik bir kuvvetle Doğu Kazakistan’a hücum ettiler. Bu hücum Hak Nazar Han tarafından püskürtüldüyse de Oyratlar, yeni liderleri Khu Urluk zamanında kalabalık bir Kalmuk kabilesiyle birleşerek yeniden saldırdılar ve Kazak bozkırlarını yağmaladılar. Mangışlak bölgesinde oturan Türkmen boylarını da yerlerinden eden Kalmuk istilâsı Batı Kazakistan’a kadar uzandı ve Kalmuklar, Ural nehriyle Volga nehirleri arasında bir devlet kurdular. Kalmuk saldırılarından zayıf düşen Kazaklar arasında liderleri Bolat Han’ın da ölümüyle kopmalar başladı ve üç orda ayrı hanlıklar durumuna geldi.

Anıt heykel Kerey ve Canıbek hanları temsil ediyor

Bu sırada Oyratlar’ın Moğolistan’da kalan kısmı ile birleşen Jungarlar, Khungtayji Batur önderliğinde bütün Doğu Türkistan’ı ve Taşkent’i işgal ederek Çin içlerine kadar uzanan bir devlet kurdular. Fakat Çin’e hâkim olan Mançu idaresinin direnişi üzerine bu defa batıya yani Kazakistan’a doğru ilerlediler. Kazaklar bu yeni tehlikeye karşı başlangıçta başarıyla mücadele ettilerse de Jungarlar önce büyük cüzü ve ardından orta cüzü hâkimiyetleri altına aldılar. Küçük cüzün başında bulunan Ebülhayr Han Ruslar’dan yardım istedi. Bunun üzerine yıllardır bölgedeki zengin kaynaklara sahip olmak ve ticaret sahalarına ulaşmak isteyen Ruslar, Başkırt mirzalarından Kutlu Muhammed Tevkelev’i (Aleksey İvanoviç) fevkalâde elçi olarak Kazaklar nezdine gönderdiler. Tevkelev küçük cüzde Ebülhayr, sultan ve beylerden Rusya’ya sadakat yemini alacak, bu sadakate uyulmasını sağlamak üzere hükümdarın yakınlarından birinin Rus başşehrine rehine olarak gönderilmesini temin edecekti. Nitekim Ebülhayr’ın Tevkelev ile yaptığı görüşme sonunda 10 Ekim 1731’de toplanan Han Şûrası’nda Rus himayesi yerine Rusya ile barış içinde yaşanması kararı alındı. Ancak Tevkelev’in Rus tâbiiyetinin kabul edilmemesi halinde Rusya’ya bağlı Kalmuk, Başkırt, Kossak ve Sibiryalılar’ın hücum edeceğine dair tehdidi Bökenbay Batur, Eset Batur ve Hudaynazar adındaki bazı liderlerin sadakat sözü vermelerine yol açtı. Ayrıca herhangi bir saldırıya karşı Or ile Ural nehirlerinin en çok yaklaştığı noktada bir askerî kale inşasına izin verildi.

Tevkelev’in elde ettiği bu sonuç Rusya tarafından memnuniyetle karşılandı ve Or ile Ural nehirleri arasında Orenburg Kalesi’nin yapımına başlandı. Bir yıl içinde tamamlanan kale (1735) amaç dışı kullanıldı ve özellikle Rusya’nın Başkırtlar ülkesini işgalinde önemli rol oynadı. Bu sebeple Başkırt ileri gelenleri Kazak cüzlerine elçi göndererek Ruslar’a topraklarında üs vermemelerini istediler. Ebülhayr Han, Orenburg Kalesi’nin Başkırtlar’a karşı kullanılmasını önlemek için birlikte hareket etmek üzere orta cüz hanına çağrıda bulundu. Ancak çağrı reddedilince kendisi tek başına Ruslar’a karşı savaşmaktan çekinerek onlarla Başkırtlar’ın aralarını bulmaya çalıştı, fakat bunda da başarılı olamadı.

Ebülhayr’ın rakipleri tarafından 1748’de öldürülmesinin ardından yerine bir zamanlar Ruslar’a rehin bıraktığı büyük oğlu Nur Ali getirildi (1748-1775). Ruslar, 1760’ta çıkarılan bir fermanla küçük cüz Kazaklar’ının en verimli otlak yeri olan Ural nehri kıyılarını yasak bölge ilân ettiler. Bu durum onların Ruslar’a karşı düşmanlığını açık hale getirdi. Nitekim halkının çıkarlarını korumaya çalışan Don Kossakları’nın lideri Emelyan İvanoviç Pugaçev’in 1773’te başlattığı isyan başta Kazaklar olmak üzere Başkırtlar ve Kalmuklar’ca da desteklendi. Ancak isyan bastırıldı ve küçük cüz yavaş yavaş Rus hâkimiyetine girdi.

Bu sırada Irgız ve Turgay nehirlerinden Siriderya’ya, Altay ile Targabatay dağlarından Balkaş gölüne kadar uzanan toprakları içine alan orta cüz Kalmuklar ve Ruslar tarafından tehdit edilmekteydi. Bir denge olması düşüncesiyle Çinliler’e yaklaşan orta cüz hanı Abılay’ın bu siyaseti bir müddet bütün ordaları rahatlattı ve herkeste birlik ümidini canlandırdı. Ancak Çinliler’in bir süre sonra Abılay Han’ın kendilerine tâbi olmasını istemeleri aranın açılmasına sebep oldu. Abılay Han, kendilerini orta cüzü işgal etmekle tehdit eden Çinliler’e karşı 1739’da Ruslar’dan yardım istedi. Fakat Ruslar’ın küçük cüzde olduğu gibi orta cüz Kazaklar’ını da Rus idaresine sokmaya kalkışması ve Kazak topraklarında bazı askerî kalelerin inşasını talep etmesi Abılay Han’ı yeniden müttefik değiştirmeye sevketti. Bu sırada daha olumlu bir tavır içine giren Çin’le Kazak-Çin ittifakı kuruldu. Orta Asya’daki hâkimiyetlerine önemli bir darbe sayılan bu ittifak üzerine Ruslar, Kazaklar’a karşı yumuşak bir siyaset izleyerek Abılay Han’ın dostluğunu kazanmaya çalıştılar. Bundan faydalanan Abılay Han Sayram, Çimkent ve Suzak gibi kültür merkezlerini yönetimi altına aldı. Siriderya’dan İli ve Çu vadilerine kadar uzanan geniş sahada huzur ve asayiş sağlandı.

Bu huzur dönemi Abılay Han’ın 1781’de vefatıyla sona erdi. Yerine geçen oğlu Abdullah Han zamanında Ruslar orta cüze baskıya başladılar. Abdullah Han, babası gibi Çin tarafına meylederek Rus baskısını önlemeye çalıştıysa da bunda başarılı olamadı ve 20 Nisan 1782’de bir seyahat esnasında Ruslar tarafından esir alındı. Bunun üzerine orta cüz hanı olan Veli Han Ruslar’a karşı açıkça mücadele başlattı. Buhara Emirliği ve Çin ile dostane ilişkiler kurarak güney ve güneydoğu sınırlarını emniyete aldı. Ruslar ise bir yandan askerî tedbirlere başvururken öte yandan Kıpçak, Argın, Nayman, Kerey, Vak ve Kongırat gibi Kazak boyları arasında karışıklık çıkarmak için harekete geçtiler. Nihayet Argın boyu sultanı Bökey, 1812’de hanlığını ilân ederek orta cüz Kazaklar’ını iki hanlı bir duruma düşürdü. İki hanın birbiriyle mücadelesi Kazaklar’a büyük zarar verdi. 1817’de Bökey Han’ın, 1819’da Veli Han’ın ölümü Kazaklar’ı bu sıkıntıdan kurtardıysa da başa dirayetli bir hanın gelmeyişi, Ruslar’ın Balkaş gölüne kadar Kazak topraklarını işgaline sebep oldu. Ruslar, Kazaklar’ın birleşmesine engel olmak için her Kazak boyunun sultanını o boyun hanı olarak tanıdılar. Bu durum Kazak boylarını birbiriyle mücadeleye sevketti. Sonunda Ruslar bütün orta cüz Kazak topraklarını ellerine geçirdiler.

Almatı, Evliyaata, Çimkent, Talas, Yedisu bölgelerini kapsayan ve on bir Kazak boyunu içine alan büyük cüz, Moğolistan sınırına yakın olması dolayısıyla Moğol kabilelerinden Kalmuklar’ın hücumuna uğramış ve 1723’te Kalmuklar’a boyun eğmişti. 1750 başlarına kadar Kalmuk hâkimiyetinde kalan Kazaklar bu defa Çinliler’in saldırısıyla karşılaştılar ve topraklarının doğu kesimini Çinliler’e bıraktılar. Ülkenin diğer kısmındaki Kazaklar ise düşmanlarına karşı Türkistan hanlıklarıyla iş birliği yollarını aradılar. Nitekim Türkistan (Yes/Yesi) şehrine kadar olan güney toprakları Taşkent Hanlığı’na katıldı. Öte yandan Hokand ordusu büyük cüze davet edildi. Bu gelişmeler karşısında Ruslar harekete geçerek Soyuk Han önderliğinde ayakta kalmaya çalışan ülkenin kuzey kesimini hâkimiyetleri altına aldılar. Böylece XIX. yüzyılın ilk yarısında orta cüzle büyük cüzün kuzey kısmı Rus hâkimiyetine girdi.

Rus İmparatorluğu Dönemi

Ural Kazakları Kazaklarla çatışıyor (1826)

18. yüzyılın ilk yarısında, Rus İmparatorluğu; 46 Kale ve 96 Tabya serisinin olduğu, aralarında Omsk (1716), Semey (1718), Pavlodar (1720), Orenburg (1743) ve Petropavlosk (1752) şehirlerinin de bulunduğu Irtysh Hattı’nı, Kazakların ve Oyratların Rus topraklarına olan akınlarını önlemek amacıyla inşa etmiştir. 18. yüzyılın sonlarına doğru Kazaklar; Volga’nın merkezinde ortaya çıkan Pugaçov İsyanı’ndan yararlanarak, Rusların ve Volga Almanlarının yerleşim yerlerine akınlar yapmışlardır. 19. yüzyılda Rus İmparatorluğu Orta Asya’daki etkisini arttırmaya başlamıştır. “Büyük Oyun” periyodunun; yaklaşık 1813 yılından 1907 yılında Britanya ve Rusya arasında yapılan Antanta kadar sürdüğü görüşü genel olarak kabul edilmiştir. “Büyük Oyun” yarışının çıkış noktası; İngilizler için Rusların, Afganistan ve Pers İmparatorluğu’nun içlerine kadar ilerlemesinin, İngilizlerin Orta Doğu ve Hindistan’daki ekonomik ve ticari çıkarlarına zarar vereceği kanısı oluşturmuşken Ruslar için; Orta Asya içlerine doğru ilerlemeleri durumunda çok önemli ekonomik ve askeri kazançlar sağlayabilecekleri kanısı oluşturmuştur. Yalnız, her iki ülkenin de Orta Asya’da egemenlik kurma konusundaki ilk girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak, Çar 2. Alexander döneminden itibaren, Rus hükûmetinin Orta Asya’da yaşayan Rus kökenli kişilerin temel haklarının korunması adına başlattıkları propaganda çalışmaları, Rusların bölgeyi sömürge konumuna getirmeye başlaması açısından oldukça önemli bir adımdır. Rus Çarları, bugünkü Kazakistan Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan pek çok bölgeyi etkili bir şekilde yönetmiştir.

Rus İmparatorluğu’nun yeni bir yönetim sistemi uygulamasını başlatması, askeri garnizonlar ve kışlalar inşa etmesi, Hindistan’ın güneyinden Güneydoğu Asya’ya kadar etki alanını genişleten İngiltere’ye karşı “Büyük Oyun” olarak da bilinen Orta Asya’da egemenlik kurma çabaları ile doğrudan ilgilidir. Ruslar 1735 yılında Orsk’da ilk karakolu inşa etmiştir. İlaveten, Ruslar; Rus dilini bütün okullarda ve hükûmetçe düzenlenen organizasyonlarda öğretmişlerdir.

Rusların uygulamak için çabaladıkları sistem, Kazaklar arasında kızgınlığın artmasında ve 1860’lı yıllarda Rus yönetimine karşı Kazak başkaldırıların çıkmasında etkili olmuştur. Bu durum, geleneksel göçebe yaşam tarzının ve hayvancılığa dayalı ekonominin bozulmasına, insanların açlık ve kıtlık yüzünden sıkıntılar yaşamasına ve bazı Kazak kabilelerin yok olmasına neden olmuştur. 19. yüzyılın sonlarına doğru başlayan Kazak ulusal mücadelesi kendi ulusal dillerini ve kimliklerini korumak adına Rus İmparatorluğu’nun asimile etme girişimleri sonucu başlamış bir direniştir.

1890’lardan itibaren, Rus İmparatorluğu topraklarından gelen yerleşimciler bugünkü Kazakistan topraklarını özellikle de Semirechye vilayetini koloni haline getirmeye başlamıştır. 1906 yılında Orenburg’dan Taşkent’e kadar uzanan Trans-Aral Demiryolu’nun yapımının tamamlanması, bölgeye gelen yerleşimcilerin sayısını daha da arttırmıştır. Özellikle, St. Petersburg’da kurulan “Göç Departmanı” bölgedeki Rus etkinliğini artırmak amacıyla yapılan göçleri hem denetlemiş hem de teşvik etmiştir. 19. yüzyıl boyunca yaklaşık 400.000 Rus, Kazakistan’a göç etmiş olup, 20. yüzyılın ilk otuz yılında ortalama bir milyon Slav, Alman, Yahudi ve başka uluslardan yerleşimciler bölgeye göç etmiştir. Bu dönemin büyük çoğunluğunda Vasile Balabanov yerleştirmeden sorumlu yönetici olmuştur.

Rus İmparatorluğu’nun son yıllarında Kazaklar ve yeni gelen yerleşimciler arasında toprak ve su için rekabetin ortaya çıkması, kolonyal yönetime karşı çok ciddi kızgınlıkların yaşanmasına neden olmuştur. 1916 yılında yaşanan “Orta Asya Ayaklanması” bu ayaklanmaların en önemlilerinden birisidir. Ayaklanma; bir dizi çatışma ve her iki taraftan da acımasız katliamların yaşanması ile son bulmuştur. 1919 yılının sonlarına kadar her iki taraf da komünist hükûmete karşı direniş göstermiştir.

Alaş Orda 1917–1920

Alaş Orda Hareketi

20. yüzyılın ikinci yarısında Rusya, Kazakistan’da okullar inşa etmeye başladı. Bu, Kazak toplumunda elit bir kesimin oluşmasına yol açtı. Eğitimli Kazakların çoğu Anayasal Demokrat Parti üyesiydi , ancak parti bölündükten sonra Kazak elitleri, Kazak halkının efsanevi kurucusu Alaş’ın adını taşıyan yeni bir parti kurdu. Partinin amacı bağımsız, demokratik bir Kazak devleti kurmaktı. Parti, Bolşeviklerin partiyi yasakladığı 1920 yılına kadar varlığını sürdüren aynı isimli Orda’yı kurmayı başardı.

Alaşorda’nın toprakları, güney bölgeleri hariç, günümüz Kazakistan topraklarının büyük bir bölümünü kapsıyordu.

Alaşorda’nın toprakları, güney bölgeleri hariç, günümüz Kazakistan topraklarının büyük bir bölümünü kapsıyordu.Türkistan Orda veya Kokand Özerkliği, Rus İç Savaşı’nın başlangıcında var olan, Orta Asya’da tanınmayan bir devletti. 27 Kasım 1917’de kuruldu ve 22 Şubat 1918’e kadar varlığını sürdürdü. Bir cumhurbaşkanı tarafından yönetilen laik bir cumhuriyettir.

Sovyetler Birliği

Kasım 1917’de Petrograd’da merkezî hükûmetin çöküşünün ardından, Kazaklar (daha sonra resmen “Kırgız” olarak anılacaktır), kısa bir özerklik dönemi (Alaş Otonomu) yaşadı. 26 Ağustos 1920’de Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti içinde Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Kırgız ÖSSC bugünkü Kazakistan bölgesini içeriyordu, ancak idari merkezi çoğunlukla Rus nüfuslu bir Orınbor kasabasıydı. Haziran 1925’te Kırgız ÖSSC, Kazak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak yeniden adlandırıldı ve idari merkezi Kızılorda kasabasına, Nisan 1927’de ise Almatı’ya taşındı.

1920’lerin ve 1930’ların sonlarında zorunlu kolektivizasyonun yanı sıra geleneksel elitlerin Sovyet baskısı ve kıtlık yüksek ölümlere ve tedirginliğe yol açtı (Ayrıca bknz: Kazakistan’da 1932-1933 yıllarında yaşanan kıtlık). 1930’larda bazı Kazaklar, Moskova’daki Sovyet hükûmetinin izlediği siyasi misilleme politikalarının bir parçası olarak idam edildi.

5 Aralık 1936’da Kazak Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nden (RSFSR) ayrıldı ve Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti; sürgün edilen ve hüküm giyen kişilerin yanı sıra 1930 ve 1940’lı yıllar boyunca Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hükûmetince sınır dışı edilen veya yeniden göç ettirilen kişilerin örneğin; 1941 yılının Eylül ve Ekim ayında Volga Alman Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden sınır dışı edilen yaklaşık 400.000 Volga Alman’ının daha sonra Yunanların ve Kırım Tatarlarının istikametlerinden birisi haline gelmiştir. Sınır dışı edilenler ve tutuklananlar; “halk düşmanı” olarak nitelendirilen erkeklerin eşlerine ayrılan Astana’nın dışındaki Alzhir Kamp’ının da dahil olduğu en büyük Sovyet Çalışma Kamplarından (Gulag) birinde hapsedilmiştir.[33] Pek çoğu Sovyetler Birliği’nin nüfus transferi politikası yüzünden taşınmış, diğerleri ise Sovyetler Birliği’nin gönüllülük esasına dayanmayan yerleştirme politikası sonucu taşınmaya zorlanmıştır.

1958 yılına ait posta pulu. Kazakistan SSC. Alma-Ata. Lenin Meydanı.

Sovyet-Alman Savaşı (1941-1945) seferberliğin sağlanması bağlamında sanayileşme ve maden çıkarımında artışa sebep olmuştur. 1953 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği lideri Joseph Stalin’in öldüğünde, Kazakistan’ın büyük çoğunluğu hala tarım ekonomisine dayanmaktaydı. 1953’te Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev’in başlattığı “Bakir Topraklar Projesi”, Kazakistan’ın geleneksel otlaklarının Sovyetler Birliği’nin temel tahıl üretilen bölgelerine dönüştürülmesi için tasarlanmıştır. Bakir Topraklar Projesi başka sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Ancak, Sovyet lider Leonid Brejnev (iktidarda kaldığı süre; 1964-1982) tarafından sonradan başlatılan çağdaşlaşma hareketlerinin yanı sıra proje; Kazak nüfusunun büyük çoğunluğunun geçim kaynağı olmaya devam eden tarım sektörünün gelişmesini hızlandırmıştır. Yıllarca süren yokluk, savaş ve kızgınlık yüzünden 1959’lara gelindiğinde Kazaklar ülkede azınlık haline gelmiş ve nüfusun %30’unu oluşturmuştur. Etnik köken olarak Rus olanların sayısı ise toplam nüfusun %43’ünü oluşturmuştur.

1947 yılında Sovyetler Birliği hükûmeti atom bombası projesinin bir parçası olarak Semipalatinsk kasabasının kuzey doğusunda, atom bombası test sahasını bulmuştur. Bu bölge 1949 yılında Sovyetler Birliği’nin ilk nükleer testini yaptığı bölge olmuştur. 1989 yılına kadar yüzlerce nükleer test yapılmış ve bu testlerin zararlı çevresel ve biyolojik sonuçları ortaya çıkmıştır. 1980’lerin sonlarında Kazakistan’daki nükleer karşıtı hareketler başlıca politik güç haline gelmiştir.

Almatı’da, Aralık 1986 yılında sonradan Jeltoksan Ayaklanması olarak adlandırılan ve genç Kazaklar arasında başlayan geniş çaplı gösteriler; Kazak SSC Komünist Parti Sekreteri Dinmukhamed Konayev’in, SFSC’deki Rus Gennady Golbin ile değiştirilmesini protesto etmek amacıyla yapılmıştır. Hükûmete ait birlikler ayaklanmayı bastırmasına rağmen bu süreçte pek çok insan öldürülmüş veya hapse atılmıştır. Sovyet hükûmetinin gücünün azaldığı günlerde hoşnutsuzluk giderek artmaya devam etmiş ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov’un Glasnost politikası altında anlam bulmuştur. İlaveten, Glasnost; bilgiye erişim, kamuoyu eleştirisi, bireylerin veya grupların çıkarlarının açık ve net bir şekilde belirtilmesi gibi konuları yasallaştırdığından oldukça önemli bir politikadır. Kitle iletişim araçlarının sadece hükûmetin politikalarının aktarıldığı bir kanal olmadığı aynı zamanda pek çok ayrı görüşün spontane bir şekilde belirtilmesi gerektiği bir alan olduğu düşünülünce, önceki dönemlere kıyasla tek bir merkezden yönetilen ve kontrol edilen medya, Glasnost politikasının uygulanması ile plüralizm olarak da adlandırılan pek çok ayrı görüşün medyada yer bulmasına neden olmuştur.

Kazakistan Cumhuriyeti

16 Aralık 1986’da Sovyet Politbürosu, Kazakistan Komünist Partisi’nin uzun süredir Genel Sekreteri olan Dinmuhamed Konayev’i görevden aldı. Yerine, Rusya’nın Ulyanovsk kentinden Kazak olmayan Gennady Kolbin getirildi ve bu durum protesto gösterilerine yol açtı. Protestolar yetkililer tarafından şiddetle bastırıldı ve “iki ila yirmi kişi hayatını kaybetti ve 763 ila 1137 kişi yaralandı. 2212 ila 2336 gösterici tutuklandı.” Kolbin, Komünist Gençlik Birliği’ni tasfiye etmeye hazırlanırken Moskova tarafından durduruldu ve Eylül 1989’da yerine Kazak Nursultan Nazarbayev getirildi.

Haziran 1990’da Moskova, Kazakistan üzerinde merkezi hükümetin egemenliğini ilan ederek Kazakistan’ı kendi egemenlik bildirisini yayınlamaya zorladı. Bu durum, o dönemde sayısal olarak neredeyse eşit olan cumhuriyetin en büyük iki etnik grubu arasındaki gerilimi daha da artırdı. Ağustos ortalarında, Kazak ve Rus milliyetçileri, taslak halindeki nihai egemenlik bildirisini etkilemek amacıyla Kazakistan parlamento binası çevresinde gösteriler düzenlemeye başladı; bildiri Ekim ayında kabul edildi.

Nazarbayev Dönemi

Almatı Anlaşması’nın imzalanmasında Nazarbayev, Aralık 1991

O dönemdeki diğer Sovyet cumhuriyetleri gibi, Parlamento da Nazarbayev’i başkan olarak atadı ve başkanlığını cumhurbaşkanlığına dönüştürdü. Diğer Sovyet cumhuriyetlerinin (özellikle bağımsızlık yanlısı Litvanya, Letonya ve Estonya’nın) liderlerinin aksine, Nazarbayev 1991 ilkbahar ve yaz aylarında Sovyetler Birliği’ne bağlı kaldı; bunun nedeni büyük ölçüde SSCB’nin bazı bölümlerinin ekonomik olarak birbirine çok bağımlı olduğunu ve bağımsız olarak varlığını sürdüremeyeceğini düşünmesiydi. Bununla birlikte, Kazakistan’ın maden zenginliğini ve sanayi potansiyelini kontrol altına almak için de mücadele etti.

Bu hedef, özellikle 1990’dan sonra, Mihail Gorbaçov’un Kazakistan’ın Tengiz petrol sahasını geliştirmek için Amerikan Chevron Şirketi ile bir anlaşma müzakere ettiği öğrenildikten sonra önem kazandı ; Gorbaçov, görüşmeler neredeyse tamamlanana kadar Nazarbayev’e danışmadı. Nazarbayev’in ısrarı üzerine Moskova, Haziran 1991’de cumhuriyetin maden kaynakları üzerindeki kontrolünü devretti ve Gorbaçov’un otoritesi yıl boyunca hızla çöktü. Nazarbayev onu desteklemeye devam etti ve diğer cumhuriyet liderlerini, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği’ni bir arada tutmak için son bir girişim olarak hazırladığı Egemen Devletler Birliği’ni kuran bir anlaşmayı imzalamaya çağırdı.

Ağustos 1991’deki Sovyetler Birliği’nin Gorbaçov’a karşı düzenlediği darbe girişimi nedeniyle, birlik anlaşması hiçbir zaman uygulanmadı. Gorbaçov’un görevden alınması konusunda kararsız olan Nazarbayev, darbe girişimini ancak ikinci gününde kınadı. Bununla birlikte, bağımsızlığın ekonomik intihar olacağına dair inancı nedeniyle Gorbaçov’u ve bir tür birliği desteklemeye devam etti.

Aynı zamanda Nazarbayev, Kazakistan’ı daha büyük bir özgürlük veya tam bağımsızlık için hazırlamaya başladı. Profesyonel ekonomistleri ve yöneticileri yüksek mevkilere atadı ve yabancı kalkınma ve iş uzmanlarından tavsiye aldı. Darbe girişiminin ardından Kazakistan Komünist Partisi’nin (KPK) yasaklanması, Nazarbayev’in cumhuriyet ekonomisinin neredeyse tamamını kontrol altına almasına olanak sağladı; ekonominin %90’ından fazlası 1991 sonlarına kadar kısmen (veya tamamen) Sovyet hükümetinin yönetimindeydi. Aralık 1991’de rakipsiz bir şekilde cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak konumunu sağlamlaştırdı.

Türk Dili Konuşan ‎Ülkelerin Devlet Başkanlarının Bakü´de düzenlenen 6. Zirvesi – 8 Nisan 2000

Seçimden bir hafta sonra, Rusya, Ukrayna ve Belarus liderlerinin Sovyetler Birliği’ni fesheden belgeleri imzalamasıyla Nazarbayev bağımsız bir devletin başkanı oldu. Hızla beş Orta Asya devletinin (Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan ) liderlerini bir araya getirdi ve Sovyetler Birliği’nin yerini alabilecek herhangi bir federasyonda Rusya, Ukrayna ve Belarus’un Slav devletlerine karşı bir denge unsuru olarak eski cumhuriyetlerden oluşan bir Türk konfederasyonu olasılığını gündeme getirdi. Bu hamle, üç Slav devlet başkanını Kazakistan’ı yeniden düzenlenmiş bir fesih belgesinin imzacıları arasına dahil etmeye ikna etti. Kazakistan’ın başkenti, Bağımsız Devletler Topluluğu’nun ilkeler bildirgesi olan Alma-Ata Protokolü’ne adını verdi.

6 Aralık 1991’de, bağımsızlık ilanından beş gün önce, Kazakistan bağımsızlığını ilan eden son cumhuriyet oldu.

Kazakistan Cumhuriyeti, diğer dört Orta Asya devletiyle aynı genel siyasi modeli izlemiştir. 1991 yılına kadar Moskova ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SSCB) egemenliğindeki siyasi yapıdan bağımsızlığını ilan ettikten sonra, Kazakistan 1990’da iktidarda olan hükümet yapısını ve liderliğinin çoğunu korumuştur. 1991’de cumhurbaşkanı seçilen Nazarbayev, beş yıl sonra da tartışmasız bir şekilde iktidarda kalmıştır.
1997 yılında Kazakistan’ın başkenti Almatı’dan Astana’ya taşındı.

Nazarbayev’den sonra

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ve eski Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev

Mart 2019’da Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, göreve başlamasından 29 yıl sonra istifa etti. Ancak etkili güvenlik konseyine liderlik etmeye ve Ulusun Lideri unvanını resmen taşımaya devam etti. Kassym-Jomart Tokayev, Nazarbayev’in yerine Kazakistan Cumhurbaşkanı oldu. İlk resmi icraatı, başkentin adını selefinin adından esinlenerek Astana’dan Nur-Sultan’a değiştirmek oldu. Haziran 2019’da yeni cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev, Kazakistan cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı.

Ocak 2022’de Cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev, yakıt fiyatlarının tetiklediği şiddetli protestoların ardından Nazarbayev’i görevden alarak güçlü Güvenlik Konseyi başkanlığını devraldı. Cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev daha sonra, Nazarbayev’in gücünü sınırlamayı ve onu Ulusun Lideri unvanından mahrum bırakmayı amaçlayan anayasa değişiklikleri önerdi. Kazaklar daha sonra 2022 Kazak anayasa referandumunda anayasa değişikliklerini onayladı. Eylül 2022’de ülkenin başkentinin adı Nur-Sultan’dan Astana’ya geri değiştirildi.

Kaynaklar

https://tr.wikipedia.org/

https://en.wikipedia.org/

https://islamansiklopedisi.org.tr/

Sosyal Ağlarda Paylaş

İçindekiler